Yazı Detayı
07 Şubat 2013 - Perşembe 16:02 Bu yazı 4935 kez okundu
 
Mehmet hocamın imza gününden
Kadir TEMİZ
oguzofset@gmail.com
 
 

85 yaşında ilk kitabını çıkaran gazetemizde yazarlarından Köy Enstitülü Mehmet Şener’in, cuma günü düzenlediği imza gününe katıldım. Mehmet hocamı, “Özlü Sözlerle İnsan-Hayvanlar” kitabının imza gününde kitap kurdu dostları ve sevenleri yalnız bırakmadı.

ANSAN’daki imza gününde bir tarafına Antalya’nın adeta bilgi küpü adeta yaşayan tarihi Hüseyin Cimrin’i, bir tarafına da Şair-Ressam Yunus Yaşar’ı alan Mehmet hocamız, kaleme aldığı konuşmasını başladı okumaya.

Mehmet Şener hocamızın, gazetemizin kurucusu arkadaşı Ali Oğuz Kehya’ya da özel bir yer ayırdığı konuşmasını, noktasına virgülüne dokunmadan aynen aktarıyorum.

“Hava ayaz,

Isınmak mı istiyorsunuz?

Günümüzü karikatörize eden bir fıkra ile konuşmaya başlayalım.

Adamın birisinin oğlu adam öldürmekten yargılanır.

Hapisten babası ile mektuplaşır.

Babadan oğula:

-Oğlum gücüm yetmiyor, bahçeyi sürüp ekemedim.

Oğuldan babaya:

-Baba, sakın bahçeye dokunma. Öldürdüklerimin cesetlerini ben oraya gömdüm.

Mektup sansürde.

Hemen bir baskın, bahçeyi iyice aktarırlar.

Oğuldan babaya mektup:

-Baba bahçeyi şimdi ekebilirsin.

Değerli arkadaşlar hoşgeldiniz.

Ayağınıza, beyninize sağlık. Belinize sırmalı yağlık. İçinde kitap bir varlık. Söyleyeceklerimi unutmadan, atlamadan, karıştırmadan yapabilmem için konuşmam yazılı olacak.

Bağışlayınız.

Baş neden, yılların çokluğu.

Başka türlü ifade edersem, ön hazırlık öğretmenlikten gelen alışkanlığım.

Hep sürdü, sürüyor.

Bu gayretim, beni hiç utandırmadı.

Konumuz tanışma, tanıtma.

Ezelden ebede yolculuk.

İnsanlığın tarihi, yaban hayatı ile başlar. Seslerin söze geçişi, üstünlük kazandırır. Uygarlığın temel taşlarından biri. Söz üretimi artar, dil zenginleşir. Yazının bulunuşu ile kayda geçiş başlar. Kağıdın icadından sonra yazılan eserler, kitaplıkları doldurur. Geçmiş yıllar, aşılan yollar, söylem le başlar.

Kitap dünü, bugünü.

60 yıl önce kitap az bulunur, okumak isteyen çok olur.

Günümüzde bu oran ters döndü. Kitap çok, okuyan az.

Bu gerçeği, hepimiz biliyoruz.

İlgi dünyamız, başka alana kaydı. Teknolojinin saldırısından kurtulamıyoruz.

Karşıya geçenlerdenim, ak kağıda tohum ekenlerdenim.

Yıllar içinde, akıp giden zamandan yakaladıklarımla, bu kitap oluştu.

Sözle gayret verenlere, bu kitaba yazılarıyla destek olanlara, ayrıca tanıtım konuşmayı yapanlara ve toplantıya katılanlara saygılar, teşekkürler.

Gelemeyen dostlara, kuşun kanadında selamlar.

Bu kitap, sınanmışın, denenmişin bıraktığı izlerden, geçmişten bize gelen sözlerden oluştu.

Okuyan görecek, yad-dan katkı olmadı. ABD parmağı dolmadı. Özümüze uygun tatlı bir anlatım bulacaksınız.

Özlü sözlerin hepsinin altında imzam var.

Yazdıklarım yaprak, özlü sözler üstünde açan çiçek.

Özlü sözlerle akrabalığı olan, fıkralar, yaşanmış anılar, bilmeceler geldi dala kondu. Kitapta yer buldu. Okunacak bir kitap oldu.

Tabii, teknoloji hanımın aşkından, zaman ayırabilene.

İçerde olanlar, dışarda kalanlar.

Sırada reklamlar.

Hitler tımarhaneyi gezer, delinin birine sorar...

-İçerde kaç kişisiniz?

-İçeridekileri saymak kolay. Siz dışarda kaç kişisiniz?

Deliden, akıllıca bir soru.

Benim kitaba aldıklarımdan, dışarda kalanlar çok daha fazla.

Dışarda kalanlardan biri, tıp dedi damladı.

-Eski çamlar, bardak oldu.

Diyorum ki?

İşte ben buyum,

O bardağa dolan suyum,

İçmek isteyenlere,

Vermek huyum.

Toplumun eski inanışına kanmışım, hep elle yazmaya devam ediyorum.

Eskilerin, haberleşme aracı mektup.

O da en çok askerlikte kullanılır.

Gayrısı, birisi birisine daktilo ile mektup yazarsa, yüzüne karşı söylenmese de ardından konuşulur.

Görgüsüz, saygısız.

El yazısı sıcak bilinir. Daktilo, resmi yazılarda kullanılır. Soğukluk belki oradan geliyor.

Zaman geçti, daktilo herkesi buldu.

Yetti mi, hayır?

Evlere telefon girdi. Cep telefonu çıktı, gelişti, görüntülü oldu.

Mektup yazmak unutuldu.

Teknoloji sınır tanımıyor.

Kibele ana yeni çocuklar doğurdu.

Hayatımızın ayrılmazı bilgisayar, geldi masaya oturdu.

Yeri gelmişken itiraf edeyim. Bu sonradan çıkmalarla bir türlü barışamadım.

Erken doğmuşum, oyuna karışamadım.

Uçmak diye bir düşüncem yoktu. İlk kanıma giren, Serik Postası Gazetesi sahibi Ali Oğuz Kehya.

Ruhu hoş olsun.

Bana kağıt, kalemi hatırlattı.

Birikmişin vanasını ilk o açtı.

İkincisi, araştırmacı-yazar Hüseyin Çimrin.

Ali Oğuz’un yaktığı ateşe hep odun attı.

Gezdim, yazdım.

El yazması kitaplar oluştu.

Adı, “Yıllar, Yollar, Yerler” 35 köşe yazısı.

Hayatımı, okulumu, öğretmenliğimi anlattım.

Zaman oldu.

Baktım değirmende su var. Dedim taş boşa dönmesin. Gördüğüm, yaşanan çelişkileri kaleme aldım. El yazması kitaplar oluştu.

Bir örnek, “Lafa Gümrük Yok” 40 köşe yazısı.

Arkadaşım şair-ressam Yunus Yaşar.

Beni kitap bastırmaya itti.

Elde olan baskıya gitti.

Yazılarımda,

Dil anamdan,

Birikim yıllardan,

Anlatı yaşamdan.

Bastırdım uzamadı boyum,

Ermedi göğe başım,

Eski ne idim, gene oyum?

Sadece yoruldum.

Şunu anladım, okumak kişinin kendisine, yazmak kişilerin hepsine.

Sevgili dostlar.

Bu kitap sınanmış, denenmişin bıraktığı izlerden, geçmişten gelen sözlerden.

Dağ başında bir çeşme,

Oymuşlar, koymuşlar çam oluk.

Yazılarım köyümde kullanılan sözcükle

Komsuluk.

(Komşuluk; Fıransızca sözcükle amatör)

Sabrınızı taşırmak istemem.

Kusuru bakmayın.

Birinin sabrı taştı, ODTÜ’yü sel bastı.

Demek ki

Cenap Şehabettin haklı.

-Duranlar, yürüyenlerden çok gürültü çıkarır.

Varın siz, geriye gidenlerin hesabını yapın.

Dileğim gönlünüzce günler

Teşekkür ederim.

Saygılarımla.”

 

Saygılar, sevgiler bizden Mehmet hocam.

Nice yaşlarını, nice kitaplarını görmek umuduyla. Bilgi dağarcığına, eline, diline, kalemine sağlık...

 
Etiketler:
Yorumlar
Haber Yazılımı